Yaşadığım kentte geziniyordum. Bir kaç işimi halledecektim ama ilgili kurumlar henüz açılmamıştı. Biraz zaman doldurduktan sonra işlerimi halletmek için döndüm. Dönerken trafik lambalarında bekliyordum bir ara. Yanımda yaşlı bir dayı vardı.
Dayı, yola inmiş yaya geçidi işaretinde bekliyordu. Arabalara yeşil yanıyor ve dayıya yakın sağa dönüyorlardı. Dayıyı uyardım; “Kaldırıma çık istersen Dayı. Arabalar tehlikeli geçiyorlar.” dedim.
Yüzüme baktı ve ardından okkalı bir laf edeceğini ima eden bir yüz ifadesi takındı Dayı. Ve lafını esirgemedi sağolsun. Tüm detaylarıyla halka mal olan bir söz söyledi.
-“Şu çizgideyken bana dokunsun da a… a… görsün!”
Şok oldum, ağzımın payını aldım, yüzyıllardır duymadığım şekilde sözlerle dersimi aldım. Dayı dokunulmazmış belli ki! Araba çarpmaz, metal işlemezmiş kendisi. Hemen ayaklarına kapanma ihtiyacı duydum. Ama yeşil yandığı için karşıya geçip gittim. Rüyadan uyandığım için arkama bile bakmadan hafif acıma hissiyle oradan uzaklaştım; işime gücüme bakmaya karar verdim.
Araba çarpınca olan şoföre olacağıdı zankim. Kendisi öte alemi boylayacak ama şoför de yaya geçidinde onu tepelediği için fena ceza ödeyecekti. Bir şeyinin şeyini görecekti diğer tabirle.
Gerçekten de cehalet çok acıtıyor, çook! Arabaların yamyamlığı başka türlü acıtıyor, Dayının cahıllığı başka..
Not: Bahsi geçen cehalet, elitist bakış açısı ile söylemlere konu olan cehalet değildir. Elitce bakıldığında; zarar gören kişi sızlanması vardır. Burada kişi adına üzülme söz konusudur.